Gece Yürüyüsü Suresi (terve)

17 - İsra Suresi



Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla...

1. Bütün varlıkların tespihi o kudretdir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescit-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya yürütmüştür. Hiç kuşkusuz, O'dur Semî' ve Basîr.

2. Mûsa'ya Kitap'ı verdik ve onu, "benden başka bir vekil tutmayın" buyruğuyla Beniisrail'e bir kılavuz kıldık.

3. Ey Nûh ile beraber taşıdığımız kişilerin soyu! Gerçek şu ki, Nûh çok şükreden bir kuldu.

4. Biz, Beniisrail'e Kitap'ta şu yolda bir yargıda bulunduk: Siz yeryüzünde muhakkak iki kez bozgun vücuda getireceksiniz ve muhakkak büyük bir kibirle böbürleneceksiniz.

5. Nihayet, o ikiden birincinin vadesi geldiğinde, üzerinize aşılmaz bir güce sahip kullarımızı gönderdik de onlar, barınakların aralarına girip araştırdılar. Ve bu, yerine getirilmiş bir vaat idi.

6. Sonra onlar üzerinde size tekrar egemenlik verdik, mallar ve oğullarla sizi güçlendirdik ve sizi toplum olarak çoğalttık.

7. Eğer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiş olursunuz. Ve eğer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleştirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve egemenlik altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi.

8. Rabbiniz size belki rahmet eder. Ve eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Ve biz, cehennemi, küfre batanlar için çepeçevre kuşatan bir zından yapmışızdır.

9. Şüpheniz olmasın ki bu Kur'an en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve müminlere şu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için büyük bir ödül vardır.

10. Âhirete inanmayanlar var ya, onlar için biz korkunç bir azap hazırlamışızdır.

11. İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.

12. Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.

13. Her insanın uğursuzluk kuşunu onun boynuna takmışızdır. Kıyamet günü kendisine, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız:

14. "Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak öz benliğin yeter."

15. Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz.

16. Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.

17. Nûh'tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.

18. Peşin isteyene dünyada peşin veririz: Dilediğimize dilediğimiz kadar. Sonra da ona cehennemi veririz; yaslanır ona, kınanmış ve kovulmuş olarak.

19. Kim de âhireti ister ve inanmış olarak ona yaraşır bir gayretle çalışırsa, böylelerinin gayretleri teşekkürle karşılanır.

20. Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız: Onlara da bunlara da. Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez/kısıtlanamaz.

21. Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık! Ama âhiret, dereceler bakımından elbette daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir.

22. Allah'ın yanına başka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın.

23. Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk/ibadet etmeyin, anaya-babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı-iltifatlı söz söyle.

24. Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi."

25. Benliklerinizin içindekini Rabbiniz daha iyi bilir. Eğer siz barışsever/iyi kişiler olursanız O, tövbeye sarılanları affeder.

26. Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.

27. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olurlar. Ve şeytan, kendi Rabbine nankörlük etmiştir.

28. Eğer onlardan, Rabbinden ümit ettiğin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak/tatlı bir söz söyle.

29. Elini bağlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de salıverme. Sonra kınanır, hasret içinde bir köşede büzülür kalırsın.

30. Hiç kuşkusuz Rabbin, dilediğine rızkı açar da kısar da. O, kullarını görüyor, onlardan haber alıyor.

31. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır.

32. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o iğrenç bir iştir; yol olarak da çok kötüdür.

33. Allah'ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

34. Yetimin malına yaklaşmayın. Ancak rüştüne erişinceye kadar, güzel bir yolla ilgilenebilirsiniz. Ahdinize vefalı olun çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.

35. Ölçtüğünüz zaman tam ve dürüst ölçün. Hilesiz teraziyle tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.

36. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

37. Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın.

38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbin katında çirkin görülmüştür.

39. Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiş olduklarıdır. Allah'ın yanına başka tanrı koyma ki, kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılmayasın.

40. Rabbiniz, oğulları seçip size özgüledi de kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Gerçekten siz çok dehşet verici bir söz söylüyorsunuz!

41. Biz, gerçeği, Kur'an'da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece kaçışlarını artırıyor.

42. De ki: "Eğer onların dediği gibi Allah'la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı."

43. O hep tespih edilen, onların söylediklerinden çok uzak ve çok yüksek; hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksek...

44. Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O'nu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halîm'dir, Gafûr'dur.

45. Kur'an okuduğunda, seninle, âhirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz.

46. Kalpleri üzerine, onu anlamamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Rabbini yalnız Kur'an'da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar.

47. Onların seni dinlerken, neye kulak verdiklerini biz daha iyi biliriz. Aralarında fısıldaşırlarken de şöyle konuşur o zalimler: "Büyülenmiş bir adamdan başkasının ardısıra gitmiyorsunuz!"

48. Bak nasıl örnekler verdiler sana, nasıl sapıttılar. Artık hiçbir yola varamazlar.

49. Dediler ki: "Biz bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz."

50. De ki: "İster taş olun ister demir!"

51. "İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse, o." Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!"

52. Sizi çağıracağı gün onu hamd ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz.

53. Kullarıma de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.

54. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik.

55. Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davûd'a da Zebur'u verdik.

56. De ki: "O'nun berisinden bel bağladıklarınızı çağırın; onlar, başınızdaki zorluk ve sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler."

57. O yakarıp durduklarının kendileri, en çok yakınlık kazanmışları da dahil, Rablerine varmaya vesîle ararlar; O'nun rahmetini umarlar, O'nun azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkulasıdır.

58. Hiçbir kent/medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helâk edeceğiz yahut da şiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu, Kitap'ta satır satır yazılmış bulunuyor.

59. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.

60. Hani, sana: "Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır." demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı/soyu da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor.


61. Hani, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik; onlar da secde etmişlerdi. Ama İblis secde etmemiş, şöyle demişti: "Çamur olarak yarattığın kişiye secde mi ederim?"

62. Yine dedi: "Şu benden üstün kıldığına bir baksana! Yemin olsun, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, hükmüm altına alacağım."

63. Allah buyurdu: "Defol git! Onlardan kim sana uyarsa, cezanız cehennem olacaktır. Ne de mükemmel ceza."

64. "Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun." Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!

65. "Kuşkusuz, benim kullarım üzerinde senin hiçbir sultan olmayacaktır." Vekil olarak Rabbin yeter.

66. Rabbiniz odur ki, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütüyor. O, size karşı gerçekten çok merhametlidir.

67. Denizde size bir zorluk dokunduğunda, O'nun dışındaki tüm yalvardıklarınız ortadan kaybolur. Fakat O, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür.

68. Peki, kara tarafında sizi yere geçirivermesinden yahut üstünüze çakıl savuran bir kasırga göndermesinden emin misiniz? Sonra kendinize hiçbir vekil bulamazsınız.

69. Yoksa sizi bir kez daha oraya gönderip üstünüze kırıp geçiren bir fırtına salarak, inkâr ettiğinizden dolayı sizi boğmayacağından emin misiniz? Sizin adınıza, bizden bunun öcünü alacak birini de bulamazsınız.

70. Yemin olsun, biz, âdemoğullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlerle yükledik. Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

71. Gün olur, insan gruplarından herbirini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine sağdan verilenler, kitaplarını okuyacaklar ve bir kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.

72. Bu dünyada kör olan, âhirette de kördür. Yolca da daha sapıktır o.

73. Az kalsın seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düşüreceklerdi. İşte o takdirde seni dost edinirlerdi.

74. Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, yemin olsun, onlara birazcık meylediverecektin.

75. İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırdık. Ve bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın.

76. Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı.

77. Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yöntem de buydu. Sen bizim yol ve yöntemimizde değişme bulamazsın.

78. Güneşin kaymasından/aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur'an'ını da gözet. Çünkü sabah Kur'an'ı tanıklarca izlenmektedir.

79. Sana özgü bir davranış olarak, gecenin bir kısmında, o Kur'an'la meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övgüye layık bir konuma ulaştırması umulur.

80. Şöyle yakar: "Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver."

81. Ve de ki: "Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti. Bâtıl, yok olmaya zaten mahkûmdu."

82. Biz Kur'an'dan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor.

83. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da hemen ümitsiz oluverir.

84. De ki: "Herkes, kendi varlık yapısına uygun iş görür. Yolca daha doğru gidenin kim olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir."

85. Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir."

86. Yemin olsun, biz dilesek sana vahyetmiş olduğumuzu tamamen gideriveririz, sonra onu elde etmek için bizim katımızda kendine bir vekil de bulamazsın.

87. Ancak, Rabbinden bir rahmet müstesna. Kuşkusuz, O'nun sana lütfu pek büyüktür.

88. De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler."

89. Yemin olsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler.

90. Dediler ki: "Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız!"


91. "Yahut senin, hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın."

92. "Yahut iddia ettiğin gibi göğü, parçalar halinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza dikmelisin."

93. "Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar, asla inanmayız!" De ki: "Rabbimin şanı yücedir. Ben, insan bir resulden başka neyim ki?"

94. Kendilerine hak kılavuzcusu geldiğinde, insanların iman etmelerine, şöyle demelerinden başka bir şey engel olmadı: "Allah, bir insan mı resul gönderdi?"

95. De ki: "Eğer yeryüzünde doygunluğa ulaşmış melekler dolaşır olsaydı, elbette gökten onlara bir melek-resul gönderirdik."

96. De ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, kullarından haberdardır, onları görmektedir."

97. Allah kime hidayet verirse doğru olan yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, böyleleri için O'nun dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne sürerek haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateşini körükleyiveririz.

98. Cezaları işte budur. Çünkü ayetlerimizi inkâr ettiler ve şöyle dediler: "Biz, bir kemik yığını olduktan, un-ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"

99. Görmediler mi ki, o, gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kaadir'dir. Onlar için bir süre belirlemiştir, bunda kuşku yok. Ama zalimler, inkârdan başka bir şeyde direnmiyorlar.

100. De ki: "Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da harcanır-biter korkusuyla cimri davranırdınız." İnsan çok cimridir.

101. Yemin olsun, biz, Mûsa'ya açık-seçik dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor: Hani, Mûsa onlara geldiğinde Firavun ona şöyle demişti: "Ben senin kesinlikle büyülendiğini düşünüyorum, ey Mûsa!"

102. Mûsa dedi: "Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, basîretle görülebilecek ibretler halinde/basîretler olarak o, göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirmedi. Vallahi ben de seni mahvolmuş görüyorum, ey Firavun!"

103. Firavun onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi de biz onu ve yanındakilerin tümünü boğduk.

104. Bunun ardından, İsrailoğullarına şöyle dedik: "Şu toprakta oturun. Âhiret vaadi/ikinci vaat gelince, sizi toplayıp bir araya getireceğiz."

105. Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

106. Onu, bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik.

107. De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiş olanlara okunduğunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar."

108. Ve diyorlar: "Rabbimizin şanı yücedir, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir!"

109. Ağlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar; o onların huşûunu artırıyor.

110. De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül Hüsna O'nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut."

111. Şöyle de: "Hamt, o Allah'a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; âcizlik yüzünden dost edinmemiştir." Ve tekbir edip yücelt O'nu!
4146
Äänestä

Muut lukivat myös

Vastaukset 4

Vanhimmat

"benden başka bir vekil tutmayın"

- löysä tuli housunpuolelle että tytisi

Äänestä
  • Sen kimsin maho?

    Äänestä

  • Cino (kamil Akkaya) kirjoitti:

    Sen kimsin maho?

    Ähmet kämän sahlar?

    Äänestä

BANII ISRAAIL (IsraelinLastensuura)


Aloitan JUMALAN, laupiaan Armahtajan, nimeen.

1. Kunnia olkoon Hänelle, joka yön aikana kuljetti palvelijansa pyhitetystä moskeijasta toiseen, kaukaiseen - jonka ympäristön olemme siunanneet - jotta hän saisi nähdä joitakin tunnusmerkeistämme. Totisesti, Hän on kaikkikuuleva, kaikkinäkevä.

2. Ja Me annoimme Moosekselle Kirjan johdatukseksi Israelin lapsille ja lausuimme: »Minun sijaani älkää ottako ketään muuta suojelijaa.

3. Te olette niiden jälkeläisiä, jotka pelastimme Nooan kanssa. Hän oli totisesti sangen kiitollinen palvelija.»

4. Kirjassa Me ilmoitimme tämän Israelin lapsille näin sanoen: »Totisesti, te teette maan päällä pahaa toistamiseen ja tulette peräti pöyhkeiksi.»

5. Kun täyttyi ensimmäinen kahdesta määräajasta, Me lähetimme teitä vastaan urhoolliset palvelijamme, ja he samosivat voitollisesti halki asutustenne. Ja tämä oli varoitus, jonka oli pakko toteutua.

6. Senjälkeen Me annoimme teille voiton heistä ja siunasimme teitä rakkaudella ja lapsilla sekä lisäsimme teidän lukumääräänne.

7. Jos teette hyvää, niin teette sen itsellenne, ja jos teette pahaa, niin senkin teette itsellenne. Kun toisen varoituksen aika meni umpeen, niin tapahtui, että palvelijamme peittivät kasvonne murheella, ja he tunkeutuivat moskeijaan kuten ensimmäiselläkin kerralla ja tuhosivat täydellisesti kaiken, minkä löysivät.

8. Voi tapahtua, että Herranne armahtaa teitä, mutta jos käännytte pois, niin Me teemme samoin ja valmistamme helvetin uskottomien vankeuspaikaksi.

9. Totisesti, tämä Koraani johtaa kaikkeen oikeaan, ja uskoville, jotka suorittavat hyviä tekoja, se sisältää ilosanoman, että heitä odottaa suuri palkinto.

10. Ja että Me niille, jotka eivät usko tulevaan elämään, olemme valmistanut tuskallisen rangaistuksen.

11. Ihminen huutaa ylleen pahaa niin kuin hän rukoilee hyvääkin; niin, ihminen pyrkii hätiköimään.

12. Me olemme säätänyt yön ja päivän kahdeksi tunnusmerkiksi; yön merkin me pyyhimme näkymättömäksi ja saatamme päivän merkin täyteen valoon, jotta voisitte etsiä Herranne luota ja tietäisitte vuosien kulun ja ajanlaskun. Kaikista asioista Me olemme antanut täydellisen selityksen.

13. Jokaisen ihmisen kohtalon Me olemme sitonut hänen kaulansa ympäri, ja ylösnousemuksen päivänä Me tuomme hänen eteensä kirjan, jonka hän huomaa avatuksi.

14. Hänelle lausutaan: »Lue omaa kirjaasi! Tänä päivänä olet itse itsellesi riittävä tilintekijä.»

15. Jos joku nauttii johdatusta, se tapahtuu vain hänen omaa sieluansa varten, ja jos ken joutuu kadotukseen, sekin tapahtuu yksin hänen sielunsa vahingoksi. Kukaan ei joudu kantamaan toisen kuormaa, emmekä Me rankaise ketään, ennenkuin olemme lähettänyt sananjulistajan.

16. Ja kun haluamme tuhota jonkun kaupungin, annamme käskyn sen hyvinvoiville asujamille. Mutta he eivät tottele, jolloin tuomion sana käy oikeutetuksi sitä kohtaan, ja Me tuhoamme sen perinpohjaisesti.

17. Miten monta sukupolvea Me olemmekaan hävittänyt Nooan jälkeen! Herrasi tietää kaikki palvelijainsa synnit, Hän on kaikkinäkevä.

18. Kun joku havittelee katoavaista, Me joudutamme niitä hänelle niinkuin tahdomme ja kenelle tahdomme. Senjälkeen Me määräämme hänet helvettiin, jonne hän on joutuva häpeän peittämänä ja karkoitettuna.

19. Mutta ken toivoo tulevaa elämää ja ponnistelee sen saavuttamiseksi, kuten tuleekin, ollen samalla oikeauskoinen, hän kuuluu niihin, joiden ponnistelut saavat palkkansa.

20. Kaikille - niin hyvin jälkimmäisille kuin edellisille - Me ojennamme Herrasi lahjat, ja Herrasi lahjat ovat rajattomat.

21. Katso, miten Me korotamme muutamia toisten yläpuolelle, ja tulevassa elämässä eroavaisuudet ja etuoikeudet ovat vielä suuremmat.

22. Älä ota toista jumalaa Jumalan rinnalle, muuten saatetaan sinut häpeään ja onnettomuuteen.

23. Ja Herrasi on määrännyt, että palvelette yksin Häntä, ja teidän tulee tehdä hyvää vanhemmillenne. Jos toinen heistä tahi molemmat saavuttavat korkean iän sinun luonasi, älä halveksi äläkä soimaa heitä, vaan puhuttele heitä kunnioittavasti.

24. Ja myötätunnolla ojenna kätesi heitä kohti ja lausu sävyisästi: »Oi Herra, ole laupias heille, sillä he kasvattivat minua, kun olin pieni.»

25. Herranne tietää parhaiten, mitä sydämiinne on kätketty. Jos olette hyviä, niin totisesti Hän silloin on anteeksiantavainen niitä kohtaan, jotka kääntyvät (Hänen puoleensa).

26. Tee sukulaisillesi oikeutta, samoin tarvitseville ja vaeltajille, mutta älä antaudu tuhlailuun.

27. Totisesti, tuhlarit ovat saatanan veljiä, ja saatana on kiittämätön Herraansa kohtaan.

28. Mutta jos käännyt pois heistä etsien Herrasi suosiota, jota itsellesi toivot, puhu heille kuitenkin lempeästi.

29. Älä pidä kättäsi sidottuna selkäsi taakse, mutta älä myöskään ojenna sitä täyteen pituuteensa, muuten saat olla häväistynä (itaruudestasi) tai köyhtyneenä (ylenpalttisuudestasi).

30. Totisesti, Herrasi suo palkan kenelle haluaa, ja Hän myös mittaa sen määrän. Totisesti, Hän pitää hyvää lukua palvelijoistaan ja on kaikkinäkevä.

31. Älkää surmatko lapsianne köyhyyden pelosta. Me hankimme heille elatuksen kuten teillekin. Totisesti, heidän surmaamisensa on inhottava synti.

32. Älkää harjoittako haureutta, sillä sellainen on rivoa ja huonoa elämää.

33. Älkää syyttä tappako ainoatakaan sielua, sillä Jumala on sen kieltänyt, paitsi oikeuden nimessä. Ja jos joku on surmattu syyttömästi, niin Me annamme vallan hänen sukulaiselleen, mutta älkää salliko tämän mennä liian pitkälle verikostossaan; hän on totisesti saava avun.

34. Älkää ryhtykö orpojen perintöön paitsi enentääksenne sitä, ennenkuin he tulevat täysi~ikäisiksi. Täyttäkää sopimuksenne, sillä totisesti, te joudutte niistä tilille.

35. Ja mitatkaa täydellä mitalla, kun mittaatte, ja punnitkaa oikeilla punnuksilla. Tämä on parasta ja ajan pitkään edullisinta.

36. Älkää noudattako sellaista, mistä teillä ei ole tietoa. Totisesti, korva, silmä ja sydän, kaikki ne joutuvat kerran tilinteolle.

37. Älä kulje maan päällä kerskaillen. Totisesti, sinä et kykene leikkaamaan maata kahtia etkä kurkottautumaan vuorten huipuille.

38. Kaikki paha, mikä tässä on kielletty, on vihattavaa Herrasi silmissä.

39. Nämä kuuluvat niihin viisaisiin sanoihin, joita Herrasi on sinulle ilmoittanut. Älä aseta Jumalan rinnalle ketään muuta jumalaa, muuten sinut häväistynä ja hylättynä heitetään helvettiin.

40. Olisiko Herranne valikoinut teille poikia ja ottanut Itse tyttäriä enkeleitten joukosta? Totisesti, te puhutte törkeitä sanoja.

41. Totisesti, Me olemme selittänyt (asioita) monin tavoin tässä Koraanissa, jotta ihmiset ne mieleensä painaisivat. Mutta se lisää vain heidän penseyttään.

42. Sano; »Jos olisi ollut muitakin jumalia Hänen ohellaan kuten he väittävät - niin he olisivat löytäneet tiensä Kaikkivaltiaan luokse.»

43. Kunnia olkoon Hänelle yksin; suuressa korkeudessaan Hän on kokonaan sen yläpuolella, mitä he puhuvat.

44. Seitsemän taivasta ja maa sekä kaikki, mitä niissä on, julistavat Hänen kunniaansa. Eikä ole mitään, mikä ei julistaisi Hänen kunniaansa, mutta te ette käsitä heidän kunnioitustaan. Totisesti, Hän on ylevämielinen, anteeksiantava.

45. Ja kun esität julkisesti Koraania, me asetamme näkymättömän verhon sinun ja niiden välille, jotka eivät usko tulevaan elämään.

46. Ja Me panemme peitteen heidän sydäntensä päälle, niin että he eivät tajua sitä, ja teemme heidät korviltansa kuuroiksi. Ja kun sinä muistutat Koraanin kautta, että Hän on ainoa, he kääntävät selkänsä ja rientävät pois.

47. Me tiedämme parhaiten, miksi he kuuntelevat (Koraania), kun he kääntävät korvansa sinun puoleesi, ja kun he pitävät salaisia neuvottelujaan, ja kun väärämieliset sanovat: »Te seuraatte noituuden lumoissa olevaa miestä.»

48. Katso, kuinka he keksivät sinusta vertauksia, ja siksi he joutuvat kadotukseen eivätkä kykene löytämään tietä.

49. Ja he sanovat: »Mitä, herätetäänkö meidät uuteen elämään senjälkeen kuin olemme muuttuneet luiksi ja tomuksi?»

50. Vastaa: »Vaikkapa muuttuisitte kiviksi tahi raudaksi

51. taikka joksikin muuksi, mikä mielestänne on kaikkein pahinta.» He sanovat jälleen: »Kuka sitten herättää meidät uudelleen eloon?» Vastaa: »Hän, joka teidät alussa loi.» Silloin he pudistelevat sinulle päätään ja sanovat: »Milloin tämä tapahtuu?» Vastaa: »Se tapahtuu ehkä hyvinkin pian.»

52. Sinä päivänä Hän on kutsuva teitä, ja te vastaatte ylistäen Häntä ja luulette, että teidän elämänne oli pysähtynyt vain lyhyeksi ajaksi.

53. Ja sanokaa palvelijoilleni, että he puhuisivat niinkuin on parasta. Totisesti, saatana herättää riitaisuuksia heidän keskuuteensa. Saatana on ihmissuvun ilmeinen vihollinen.

54. Herranne tuntee teidät parhaiten. Hän osoittaa teille armoansa, jos haluaa, ja Hän voi panna teidät kuritukseen, jos hyväksi näkee. Emme me ole lähettänyt sinua heidän vartijakseen.

55. Herrasi tuntee myös parhaiten ne, jotka ovat taivaassa ja maan päällä. Ja totisesti, Me olemme korottanut muutamia profeettoja toisten yläpuolelle ja annoimme Daavidille psalmit (kirjoituksen).

56. Sano: »Kutsukaa avuksenne niitä, joita kuvittelette Jumalan vertaisiksi: heillä ei ole valtaa poistaa teidän vaivojanne eikä muuttaa niiden paikkaa.»

57. Ne, joita he kutsuvat avukseen, koettavat itse lähestyä Herraansa, nähdäkseen, kuka heistä olisi Häntä lähinnä. He halajavat Hänen armoansa ja pelkäävät Hänen tuomiotansa. Totisesti, Herrasi tuomio on kammottava.

58. Ei ole ainoatakaan kaupunkia, jota emme tuhoaisi ennen ylösnousemuksen päivää tahi jolle emme langettaisi ankaraa tuomiota. Tämä on kirjoitettu Kirjassa.

59. Mikään ei estä Meitä lähettämästä merkkejä, mutta on totta, että muinoin eläneet kielsivät ne. Ja Me annoimme Tamuudille naaraskameelin näkyväksi merkiksi, mutta he rääkkäsivät sitä. Siksi Me lähetämme merkkejä vain varoitukseksi.

60. Muista, mitä Me sinulle lausuimme: »Totisesti, Herrallasi on ihmissuku vallassaan.» Ja ilmestyksen, jonka sinulle näytimme, Me annoimme vain koetukseksi ihmisille, samoin kuin Koraanin kirotun puun. Ja Me varoitimme heitä, mutta se lisää vain heidän suurta kapinallisuuttaan.

61. Ja kun lausuimme enkeleille: »Kumartakaa ihmistä», niin he kumarsivat kaikki paitsi saatana. Hän sanoi: »Tulisiko minun kumartua sellaisen edessä, jonka Sinä olet savesta luonut?»

62. Ja edelleen hän lausui: »Sano minulle, häntäkö Sinä enemmän kunnioitat kuin minua? Totisesti, jos Sinä suot minulle aikaa ylösnousemuksen päivään saakka, niin saatan turmioon hänen jälkeläisensä muutamia harvoja lukuunottamatta.»

63. Hän vastasi: »Mene! Jos joku heistä sinua seuraa, on helvetti oleva palkkanne, ja se on riittävä palkka.

64. Ja viettele äänelläsi kenet heistä kykenet, ja käy heidän kimppuunsa sekä ratsu- että jalkaväkinesi, ole osallisena heidän omaisuuteensa sekä heidän lapsiinsa ja anna heille lupauksia.» Mutta saatana ei anna lupauksia muuten kuin pettääkseen.

65. »Mutta minun palvelijoihini sinulla totisesti ei ole mitään käskynvaltaa, ja Herrasi on riittävä vartija.»

66. Kuka muu kuin Herra työntää laivanne vesille etsiäksenne Hänen armonantimiaan. Totisesti, Hän on armollinen teitä kohtaan.

67. Ja kun onnettomuus kohtaa teitä merellä, niin silloin muut, joita avuksenne kutsutte, häipyvät silmistänne paitsi Jumala. Mutta kun Hän pelastaa teidät maihin, niin te käännytte Hänestä pois. Ihminen on perin kiittämätön.

68. Oletteko varmoja, ettei Hän anna maan haudata teitä alleen tai lähetä teille hirmumyrskyä? Silloin ette löydä itsellenne ketään suojelijaa.

69. Tahi oletteko varmoja, ettei Hän vie teitä joskus uudelleen merelle ja lähetä vastaanne myrskytuulta ja hukuta teitä epäuskonne vuoksi? Silloin ette löydä ketään, joka puolestanne kostaisi Meille.

70. Totisesti, Me olemme saattanut ihmisen lapsia kunniaan ja antanut heille kulkuneuvoja sekä maalla että merellä. Ja olemme varustanut heidät puhtaalla ravinnolla sekä asettanut heidät useimpien muitten luotujen yläpuolelle.

71. Tulee päivä, jona kutsumme kaikki kansat johtajineen eteemme tilille. Ja silloin kukin, jolle on annettu oma kirjansa oikeaan käteen, lukee kirjastaan, eikä heille tehdä vääryyttä hivenen vertaa.

72. Mutta ken on sokea tässä elämässä, on sentakia sokea myös tulevassa elämässä ja aivan harhaantunut oikealta tieltä.

73. Ja he olisivat halunneet houkutella sinua luopumaan siitä, mitä sinulle olimme ilmaissut, tarkoittaen että olisit keksinyt panetteluja Meitä vastaan, ja katso, siinä tapauksessa he olisivat ottaneet sinut läheiseksi ystäväkseen.

74. Totisesti, jos emme olisi sinua vahvistanut, olisit heidän puoleensa vähän taipunutkin.

75. Silloin olisimme antanut sinun maistaa kaksinkertaisesti elämässä ja kaksinkertaisesti kuolemassa, etkä olisi silloin saanut ainoatakaan auttajaa Meitä vastaan.

76. He olisivat totisesti toivoneet sinun lankeavan, jotta olisivat sitten voineet karkoittaa sinut maasta, mutta siinä tapauksessa he itse eivät olisi viipyneet kauankaan sinun jälkeesi.

77. Tällainen oli käskymme, kun lähetimme ennen sinua sanamme julistajia, ja sinun suhteesi eivät käskymme muutu.

78. Suorita rukouksesi, oi Muhammed, päivän noususta yön pimeyteen saakka ja lue Koraania aamun koitteessa. Totisesti, ei aamuhartaus jää kuulematta.

79. Ole valveilla osa yöstä; tämä olkoon lisätehtäväsi. Ehkä Herrasi nostaa sinut kunniakkaaseen asemaan.

80. Ja sano: »Herra, salli minun käydä sisälle ja ulos aina totuuden tietä, ja suo minulle voimakasta apuasi.»

81. Ja sano vielä: »Totuus on tullut ja valhe on häipynyt. Totisesti, valhe on tuomittu katoamaan.»

82. Ja Me lähetämme ylhäältä sellaista Koraanin sisältöä, mikä on parannukseksi ja armoksi uskovaisille, mutta vain edistää väärämielisten, häviötä.

83. Ja kun Me lähetämme siunauksemme jollekin ihmiselle, hän kääntyy pois ja vetäytyy syrjään, mutta kun häntä kohtaa onnettomuus, hän joutuu epätoivoon.

84. Sano: »Jokainen toimii omalla tavallaan, mutta Herranne tietää parhaiten, kuka on helpoimmin johdateltavissa oikealle tielle.»

85. He tekevät sinulle myöskin kysymyksiä Hengen suhteen. Vastaa: »Henki lähtee Herrani sanoista, mutta teille on annettu sangen vähän oikeata tietoa.»

86. Ja jos olisimme halunnut, olisimme totisesti voinut peruuttaa sen, minkä olimme sinulle ilmoittanut, etkä olisi silloin löytänyt ketään, joka olisi sinua auttanut Meitä vastaan.

87. Mutta sait armon Herraltasi. Totisesti, suuri on Hänen laupeutensa sinua kohtaan.

88. Sano: »Totisesti, vaikka kaikki ihmiset ja dzinnit yhdessä yrittäisivät saada aikaan tämänkaltaisen Koraanin, niin he eivät kykenisi siihen, vaikkapa auttaisivatkin toisiaan.»

89. Totisesti, Me olemme tässä Koraanissa esittänyt erilaisia vertauksia ihmisille, mutta useimmat kieltäytyvät omaksumasta muuta kuin epäuskon.

90. Ja he sanovat: »Emme todellakaan usko sinuun, ellet saa lähdettä suihkuamaan maasta;

91. tai ellet voi aikaansaada itsellesi puutarhaa palmupuineen ja viiniköynnöksineen ja anna jokien virrata sen halki;

92. tai ellet saa taivasta hajoamaan päällemme, kuten uskot; tai ellet voi tuoda Jumalaa ja enkeleitä eteemme todistajiksi,

93. tai ellet hanki itsellesi kultaista taloa; tai ellet astu taivaaseen. Mutta emme usko taivaaseenastumiseesi, ellet ylhäältä lähetä meille Kirjaa, jota saatamme lukea.» Vastaa heille: »Kunnia olkoon Herralle, olen vain ihmisolento, pelkkä lähettiläs.»

94. Mikään muu ei estä ihmisiä uskomasta - johdatuksen saatuaan - kuin se, että he sanovat: »Asettaako Jumala ihmisolennon lähettilääksi?»

95. Vastaa: »Jos olisi sopivaa, että maan päällä vaeltaisi enkeleitä, olisimme kyllä lähettänyt heille enkelin sanansaattajaksi.»

96. Sano edelleen: »Jumala on riittävä todistaja minun puolestani teitä vastaan; totisesti, Hän tietää palvelijainsa asiat ja pitää heitä silmällä.»

97. Ja ken Jumalan johtoon alistuu, nauttii oikeata johdatusta, mutta ken on kadotuksen oma, hänelle et löydä muuta suojelijaa Jumalan asemesta. Ja ylösnousemuksen päivänä Me kokoamme heidät yhteen, ja he makaavat kasvoillaan, sokeina, mykkinä ja kuuroina. Heidän asuntonsa on helvetti; joka kerran, kun sen tuli pienenee, Me lisäämme sen liekkiä.

98. Tämä on heidän palkkansa, koska he kielsivät Meidän merkkimme ja sanoivat: »Kuinka meidät herätettäisiin uuteen elämään senjälkeen kuin olemme muuttuneet luiksi ja tomuksi?»

99. Eivätkö he ole vieläkään älynneet, että Jumala, joka on luonut taivaat ja maan, kykenee myös luomaan heidän kaltaisiaan? Olemme myös asettanut heille määräajan, josta ei ole epäilystä, mutta väärämieliset kieltäytyvät omaksumasta muuta kuin epäuskonsa.

100. Sano: »Jos teillä olisi hallussanne Herrani armoaarteet, niin totisesti pitäisitte ne lukon takana pelosta, että ne ehtyisivät. Ihminen on taipuvainen itaruuteen.»

101. Totisesti, Me annoimme Moosekselle yhdeksän selvää merkkiä. Kysykää siis Israelin lapsilta, kun hän saapui heidän luokseen ja Farao sanoi hänelle: »Mooses, minusta tuntuu totisesti siltä, että olet noiduttu.»

102. Hän vastasi: »Totisesti, sinä tiedät, ettei muu kuin taivaitten ja maan Herra ole lähettänyt näitä merkkejä opastukseksi,ja minä uskon, Farao, että sinä kuulut kadotettujen joukkoon.»

103. Silloin Farao tahtoi ajaa heidät maasta, mutta Me hukutimme hänet ja kaikki hänen mukanaan olleet.

104. Tämän jälkeen Me sanoimme Israelin lapsille: »Asettukaa asumaan pyhään maahan, ja kun tulevaisuuden lupaus täytetään, Me saatamme teidät kaikki yhteen.»

105. Me olemme Koraanin lähettänyt ylhäältä totuuden sanomana, ja totuuden sanomana se on saapunut maan päälle, ja Me olemme lähettänyt sinut vain ilosanoman tuojaksi ja varoittajaksi.

106. Ja tämän Koraanin Me olemme jakanut osiin, jotta vähitellen lukisit sen ihmisille. Ja Me olemme järjestänyt sen julistamisen siten, että se on osa osalta tullut ylhäältä.

107. Sano: »Voitte uskoa siihen tai olla uskomatta. Totisesti, ne, joille jo sitä ennen on annettu tieto, lankeavat kunnioituksesta kasvoilleen, kun kuulevat sitä luettavana

108. Ja he lausuvat: »Kunnia olkoon Herrallemme! Hänen lupauksensa on totisesti täyttyvä.»

109. Ja kyynelsilmin he lankeavat kasvoilleen, sillä se on lisännyt heidän nöyryyttään.

110. Sano: »Rukoilkaa Häntä Jumalana tai rukoilkaa Häntä armahtajana; millä nimellä Häntä rukoillettekin, niin totta on, että kaikki hyvät nimet kuuluvat Hänelle. Äläkä rukoillessasi korota liiaksi ääntäsi äläkä myöskään laske sitä liian matalaksi, vaan koeta löytää keskitie näiden väliltä.»

111. Sano myöskin: »Kunnia ja ylistys Jumalalle, joka ei ole hankkinut itselleen lasta ja jolla ei valtasuuruudessaan ole ketään tasavertaista. Ei Hänellä myöskään ole liittolaista alamaisten keskuudessa.» Julistakaa Hänen suuruuttaan ylistäen.

Äänestä

Kommentoi aloitusta


Cino (kamil Akkaya) kirjoitti:

17 - İsra Suresi



Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla...

1. Bütün varlıkların tespihi o kudretdir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescit-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya yürütmüştür. Hiç kuşkusuz, O'dur Semî' ve Basîr.

2. Mûsa'ya Kitap'ı verdik ve onu, "benden başka bir vekil tutmayın" buyruğuyla Beniisrail'e bir kılavuz kıldık.

3. Ey Nûh ile beraber taşıdığımız kişilerin soyu! Gerçek şu ki, Nûh çok şükreden bir kuldu.

4. Biz, Beniisrail'e Kitap'ta şu yolda bir yargıda bulunduk: Siz yeryüzünde muhakkak iki kez bozgun vücuda getireceksiniz ve muhakkak büyük bir kibirle böbürleneceksiniz.

5. Nihayet, o ikiden birincinin vadesi geldiğinde, üzerinize aşılmaz bir güce sahip kullarımızı gönderdik de onlar, barınakların aralarına girip araştırdılar. Ve bu, yerine getirilmiş bir vaat idi.

6. Sonra onlar üzerinde size tekrar egemenlik verdik, mallar ve oğullarla sizi güçlendirdik ve sizi toplum olarak çoğalttık.

7. Eğer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiş olursunuz. Ve eğer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleştirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve egemenlik altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi.

8. Rabbiniz size belki rahmet eder. Ve eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Ve biz, cehennemi, küfre batanlar için çepeçevre kuşatan bir zından yapmışızdır.

9. Şüpheniz olmasın ki bu Kur'an en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve müminlere şu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için büyük bir ödül vardır.

10. Âhirete inanmayanlar var ya, onlar için biz korkunç bir azap hazırlamışızdır.

11. İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.

12. Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.

13. Her insanın uğursuzluk kuşunu onun boynuna takmışızdır. Kıyamet günü kendisine, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız:

14. "Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak öz benliğin yeter."

15. Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz.

16. Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.

17. Nûh'tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.

18. Peşin isteyene dünyada peşin veririz: Dilediğimize dilediğimiz kadar. Sonra da ona cehennemi veririz; yaslanır ona, kınanmış ve kovulmuş olarak.

19. Kim de âhireti ister ve inanmış olarak ona yaraşır bir gayretle çalışırsa, böylelerinin gayretleri teşekkürle karşılanır.

20. Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız: Onlara da bunlara da. Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez/kısıtlanamaz.

21. Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık! Ama âhiret, dereceler bakımından elbette daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir.

22. Allah'ın yanına başka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın.

23. Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk/ibadet etmeyin, anaya-babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı-iltifatlı söz söyle.

24. Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi."

25. Benliklerinizin içindekini Rabbiniz daha iyi bilir. Eğer siz barışsever/iyi kişiler olursanız O, tövbeye sarılanları affeder.

26. Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.

27. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olurlar. Ve şeytan, kendi Rabbine nankörlük etmiştir.

28. Eğer onlardan, Rabbinden ümit ettiğin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak/tatlı bir söz söyle.

29. Elini bağlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de salıverme. Sonra kınanır, hasret içinde bir köşede büzülür kalırsın.

30. Hiç kuşkusuz Rabbin, dilediğine rızkı açar da kısar da. O, kullarını görüyor, onlardan haber alıyor.

31. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır.

32. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o iğrenç bir iştir; yol olarak da çok kötüdür.

33. Allah'ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

34. Yetimin malına yaklaşmayın. Ancak rüştüne erişinceye kadar, güzel bir yolla ilgilenebilirsiniz. Ahdinize vefalı olun çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.

35. Ölçtüğünüz zaman tam ve dürüst ölçün. Hilesiz teraziyle tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.

36. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

37. Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın.

38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbin katında çirkin görülmüştür.

39. Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiş olduklarıdır. Allah'ın yanına başka tanrı koyma ki, kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılmayasın.

40. Rabbiniz, oğulları seçip size özgüledi de kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Gerçekten siz çok dehşet verici bir söz söylüyorsunuz!

41. Biz, gerçeği, Kur'an'da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece kaçışlarını artırıyor.

42. De ki: "Eğer onların dediği gibi Allah'la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı."

43. O hep tespih edilen, onların söylediklerinden çok uzak ve çok yüksek; hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksek...

44. Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O'nu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halîm'dir, Gafûr'dur.

45. Kur'an okuduğunda, seninle, âhirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz.

46. Kalpleri üzerine, onu anlamamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Rabbini yalnız Kur'an'da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar.

47. Onların seni dinlerken, neye kulak verdiklerini biz daha iyi biliriz. Aralarında fısıldaşırlarken de şöyle konuşur o zalimler: "Büyülenmiş bir adamdan başkasının ardısıra gitmiyorsunuz!"

48. Bak nasıl örnekler verdiler sana, nasıl sapıttılar. Artık hiçbir yola varamazlar.

49. Dediler ki: "Biz bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz."

50. De ki: "İster taş olun ister demir!"

51. "İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse, o." Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!"

52. Sizi çağıracağı gün onu hamd ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz.

53. Kullarıma de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.

54. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik.

55. Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davûd'a da Zebur'u verdik.

56. De ki: "O'nun berisinden bel bağladıklarınızı çağırın; onlar, başınızdaki zorluk ve sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler."

57. O yakarıp durduklarının kendileri, en çok yakınlık kazanmışları da dahil, Rablerine varmaya vesîle ararlar; O'nun rahmetini umarlar, O'nun azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkulasıdır.

58. Hiçbir kent/medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helâk edeceğiz yahut da şiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu, Kitap'ta satır satır yazılmış bulunuyor.

59. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.

60. Hani, sana: "Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır." demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı/soyu da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor.


61. Hani, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik; onlar da secde etmişlerdi. Ama İblis secde etmemiş, şöyle demişti: "Çamur olarak yarattığın kişiye secde mi ederim?"

62. Yine dedi: "Şu benden üstün kıldığına bir baksana! Yemin olsun, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, hükmüm altına alacağım."

63. Allah buyurdu: "Defol git! Onlardan kim sana uyarsa, cezanız cehennem olacaktır. Ne de mükemmel ceza."

64. "Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun." Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!

65. "Kuşkusuz, benim kullarım üzerinde senin hiçbir sultan olmayacaktır." Vekil olarak Rabbin yeter.

66. Rabbiniz odur ki, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütüyor. O, size karşı gerçekten çok merhametlidir.

67. Denizde size bir zorluk dokunduğunda, O'nun dışındaki tüm yalvardıklarınız ortadan kaybolur. Fakat O, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür.

68. Peki, kara tarafında sizi yere geçirivermesinden yahut üstünüze çakıl savuran bir kasırga göndermesinden emin misiniz? Sonra kendinize hiçbir vekil bulamazsınız.

69. Yoksa sizi bir kez daha oraya gönderip üstünüze kırıp geçiren bir fırtına salarak, inkâr ettiğinizden dolayı sizi boğmayacağından emin misiniz? Sizin adınıza, bizden bunun öcünü alacak birini de bulamazsınız.

70. Yemin olsun, biz, âdemoğullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlerle yükledik. Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

71. Gün olur, insan gruplarından herbirini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine sağdan verilenler, kitaplarını okuyacaklar ve bir kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.

72. Bu dünyada kör olan, âhirette de kördür. Yolca da daha sapıktır o.

73. Az kalsın seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düşüreceklerdi. İşte o takdirde seni dost edinirlerdi.

74. Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, yemin olsun, onlara birazcık meylediverecektin.

75. İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırdık. Ve bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın.

76. Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı.

77. Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yöntem de buydu. Sen bizim yol ve yöntemimizde değişme bulamazsın.

78. Güneşin kaymasından/aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur'an'ını da gözet. Çünkü sabah Kur'an'ı tanıklarca izlenmektedir.

79. Sana özgü bir davranış olarak, gecenin bir kısmında, o Kur'an'la meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övgüye layık bir konuma ulaştırması umulur.

80. Şöyle yakar: "Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver."

81. Ve de ki: "Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti. Bâtıl, yok olmaya zaten mahkûmdu."

82. Biz Kur'an'dan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor.

83. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da hemen ümitsiz oluverir.

84. De ki: "Herkes, kendi varlık yapısına uygun iş görür. Yolca daha doğru gidenin kim olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir."

85. Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir."

86. Yemin olsun, biz dilesek sana vahyetmiş olduğumuzu tamamen gideriveririz, sonra onu elde etmek için bizim katımızda kendine bir vekil de bulamazsın.

87. Ancak, Rabbinden bir rahmet müstesna. Kuşkusuz, O'nun sana lütfu pek büyüktür.

88. De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler."

89. Yemin olsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler.

90. Dediler ki: "Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız!"


91. "Yahut senin, hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın."

92. "Yahut iddia ettiğin gibi göğü, parçalar halinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza dikmelisin."

93. "Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar, asla inanmayız!" De ki: "Rabbimin şanı yücedir. Ben, insan bir resulden başka neyim ki?"

94. Kendilerine hak kılavuzcusu geldiğinde, insanların iman etmelerine, şöyle demelerinden başka bir şey engel olmadı: "Allah, bir insan mı resul gönderdi?"

95. De ki: "Eğer yeryüzünde doygunluğa ulaşmış melekler dolaşır olsaydı, elbette gökten onlara bir melek-resul gönderirdik."

96. De ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, kullarından haberdardır, onları görmektedir."

97. Allah kime hidayet verirse doğru olan yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, böyleleri için O'nun dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne sürerek haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateşini körükleyiveririz.

98. Cezaları işte budur. Çünkü ayetlerimizi inkâr ettiler ve şöyle dediler: "Biz, bir kemik yığını olduktan, un-ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"

99. Görmediler mi ki, o, gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kaadir'dir. Onlar için bir süre belirlemiştir, bunda kuşku yok. Ama zalimler, inkârdan başka bir şeyde direnmiyorlar.

100. De ki: "Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da harcanır-biter korkusuyla cimri davranırdınız." İnsan çok cimridir.

101. Yemin olsun, biz, Mûsa'ya açık-seçik dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor: Hani, Mûsa onlara geldiğinde Firavun ona şöyle demişti: "Ben senin kesinlikle büyülendiğini düşünüyorum, ey Mûsa!"

102. Mûsa dedi: "Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, basîretle görülebilecek ibretler halinde/basîretler olarak o, göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirmedi. Vallahi ben de seni mahvolmuş görüyorum, ey Firavun!"

103. Firavun onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi de biz onu ve yanındakilerin tümünü boğduk.

104. Bunun ardından, İsrailoğullarına şöyle dedik: "Şu toprakta oturun. Âhiret vaadi/ikinci vaat gelince, sizi toplayıp bir araya getireceğiz."

105. Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

106. Onu, bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik.

107. De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiş olanlara okunduğunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar."

108. Ve diyorlar: "Rabbimizin şanı yücedir, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir!"

109. Ağlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar; o onların huşûunu artırıyor.

110. De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül Hüsna O'nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut."

111. Şöyle de: "Hamt, o Allah'a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; âcizlik yüzünden dost edinmemiştir." Ve tekbir edip yücelt O'nu!

Anonyymi
5000

Ilmoita asiaton sisältö

  • Sisältää materiaalia, joka on loukkaavaa, herjaavaa, rasistista, uhkailevaa tai ahdistelevaa.

  • Materiaali sisältää nimiä, yhteystietoja tai muita henkilökohtaisia tietoja. Julkisuuden henkilöistä, julkisissa viroissa toimivista ihmisistä sekä yritysten vastuuhenkilöistä saa keskustella työhön liittyen. Myös yksityiselämään liittyvistä asioista voi keskustella siltä osin, kuin niistä on julkisesti kerrottu.

  • Sisältää lapsille haitallista tai heiltä kiellettyä materiaalia. Seksuaalinen sisältö on sallittua aiheeseen tarkoitetuilla palstoilla, joiden ikäraja on 18 vuotta.

  • Lainvastaista sisältöä voi olla mm. yksityiselämää loukkaavan tiedon levitys, kiihottaminen kansanryhmää vastaan, laiton uhkaaminen, alaikäisiin liittyvä seksuaalinen sisältö/grooming, petokset, identiteettivarkaudet, kunnianloukkaukset ja tekijänoikeusrikkomukset.

  • Sisältö ei liity palstan tai keskusteluketjun aiheeseen.

  • Viesti ei ole suomea tai ruotsia (pl. International Forums), se sisältää mainontaa, se sisältää tekijänoikeuksin suojattua materiaalia, se on massapostitus tai jokin muu syy.

Jaa keskustelu